OBEZİTE DEPREMİ

Deprem, bir kez daha gösterdi ki Türkiye’de hiç bir yönde sağlıklı bir temel altyapı mevcut değildir!

Sonunda açıklamalar zoraki yapılmak zorunda olunduğunda, tüm gerçekler hem de olduğu gibi dışarı fışkırtılıyor beyinlerden!

Sayın Başbakan bir çağrı yapıyor ve diyor ki; ‘Belediyeler, müteahhitler, denetim elemanları bu ihmallerin cinayetle, intiharla eş anlamlı olduğunu artık kabul etmek durumundadır.’

Pekala, doğa afeti ve sonuçları hepimizi tabii ki derinden üzmüştür! Hiçbir ulusun kolayca üstesinden gelemeyeceği bir olgu olmasına rağmen, bazı ülkelerdeki halk ve yönetimlerin öngörü ve etik anlayış kapsamı, farklı sorumlulukları üstlenmeyi kaçınılmaz kılarken; bizde neden hep aynı çorba ısıtılır, soğutulur ve ulusun önüne servis edilir? Daha bilinçle ve birikimimizle bağdaşacak yeni tatlar pişiremez miyiz? Hem de mutfakta tüm yetkiler ve araçlar elimizin altında bulunduğu bir durumda.

Ulaşmak istediğimiz konu,  aslında çok daha kesin şekilde inisiyatifimiz ile çözebileceğimiz bir alanda olmasına rağmen, ya vizyon eksikliği sonucu ya da bazı çıkar çevrelerine dokunmak istememe hislerinin daha ağır basması nedeniyle göz ardı edilmektedir.

Bu iktidarın ve siyasi iradenin Türkiye Cumhuriyetine kazandırdığı pek çok anlamlı ve olumlu değeri, tartışılamayacak düzeyde girişimleri olması yanında, maalesef bir konu var ki görmezden gelinmesi ancak kör olmakla eş anlamlı olup ağırlığını algılamanın ne vizyon eksikliği ile ne de etik anlamda kişilik tercihleri ile geçiştirilmesi mümkündür…

Toplumda Sigara içmenin bireylere, topluma dolayısıyla ulusa verdiği zafiyet ilk kez bireysel irade dışında girişimler ile ‘intiharın özgürlüğü olamaz’ şeklinde  ‘one minute’ yaklaşımını en az bu kadar değil, kat kat daha fazla zarar verdiğini, on binlerce somut örnekle ortaya koyabileceğimiz obezite, kilolu olma hali ve kilo psikolojisi alanlarında çok yanlış yönde adımlar atılmış, yetersizlikler yanında haksız ve izlenimleri itibariyle taraflı bir algı bırakılmıştır!

Depremde cinayet gibi algılanmasına işaret edilen ölümlerin, temelinde bireysel fırsatçılık, tedbirsizlik ve denetimsizliğin yansıması olarak görünebilmesine rağmen,  doğal afet sonucunda kısmen tüm insanlığın çaresiz kalabildiği olguya dayandırılabilmesi, sorumluluk boyutunu ikincil düzeye indirgemesine göreceli olanak sağlamaktadır.

Obezitede durum böyle değil; cinayet planlanıyor ve işlerliğe senaryoların uygulamaya konmasıyla altın vuruşlar yapılıyor! Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, tüm bu girdiler ve çıktılar senaryonun birer parçası! Peki, Yapımcı kim dersiniz? Yanıtlayalım; siyasi iradenin ta kendisi… Yönetmenler bildiğimiz Gıda ve farma sektörünün itibarları şişirilmiş eski ve yeni oyuncuları. Başrol oyuncuları kendince akademisyenler, bilim yuvaları, siyasi danışmanlar vs. Figüranlar nüfusun şimdilik %73’ü, yani en az 52 milyon insan ve arkadan gelen zorunlu güruh!

Siz henüz siyasi irade olarak yok iken bu figüranlar yarıdan az idi,  başrolde öyle her şarlatan ortaya çıkamıyordu, yönetmenlerin ağızlarının suyu akmıyordu! Cinayetlerin planlanmasına kimsenin öyle pervasız kalması mümkün değildi…

Saygıdeğer Başbakanımız, namı evrene yayılan medeni cesaretinizi ve ulusumuza kazandırdıklarınızı saygıyla benimserken, yalnızca medeni  ve sorumluluk sahibi sade vatandaş sıfatı ile de olsa, zihnimize kazılmasına olanak verdiğiniz; Sizin, obezite karşısında yetersiz bırakılmış vizyonunuzu ve yürek acıtan sonuçlarına  aşağıda binlerce örnekten yalnızca birkaçı olarak tarafsızca aşina olmanızı arzu ediyoruz!

Obez, kilolu olma hali veya kilo psikolojisi yaşayan çocuklar, gençler, hangi hakka hürmetle, hangi anlayışa hizmetle, yalnız başlarına bu konularla baş etmeye bırakılabilir? On yıllar içinde bir kez cereyan eden depremler bir doğal afet olarak belki de topluca canımızı fazlasıyla yakabilir ama inanın her gün ve bile bile çocuk ve gençlerimizin, bu denli kendi başlarına çaresizce çırpınışlarını seyretmek hiçbir depremden daha az şiddette seyretmemektedir. Şöyle ki; yetişkinler tüm olanaklarıyla akademisyeni, entelektüeli, siyasi veya iş dünyasında kariyeri ile parlayan bireyleri dahi, kişilikleri ve imkanları kapsamında kilolu olma halini çözemezken, çocuklardan ve henüz daha kişiliği oturmamış gençlerden nasıl İRADELİ davranılması tek taraflı olarak beklenebilir…

Sistemin yeterince göremediği ve üzerinde istisnasız, asla ödün verilmeden ciddiyetle durulması gereken konu; toplumsal yapımızın temelini oluşturacak çocuklarımızın ve gençlerimizin üzerinden, bu çok ağır yükün derhal kaldırılmasıdır!

Çevremizde ne zaman ki kilolu bir çocuk görecek olursak bunun müsebbibi olarak tabii ki siyasi irade’den hemen sonra, birinci derece ailesini, belki de öncelikli olarak da annesini-babasını görmeliyiz. Hemen sonrasında da teyzesini, halasını, yengesini, dedesini, ağabeyini, 1. Derece yakınlarını, daha sonrasında öğretmenini- beden eğitim öğretmenini ve yakın çevresini suçlamalıyız!

Henüz çocuk yaşında bir kimse 80 -100 kiloları aşıyorsa bunun sorumlusu çocuklar olamaz! Daha 17 aylık “Elif Naz” her türlü sağlık taramasında hiçbir hormonel problem olmamasına karşın 27 kg. ile “nefes darlığı!” teşhisi sonucu ÖLÜYORSA, bunu sıradan bir ölüm gibi karşılayamayız.  Aynı şekilde ‘8 Yaşında 100 Kilo!’ Başlığı ile haber sutunlarına konu olan Taha Soysal bir elinde ‘Kola’lı içecek bir elinde bisküvi resimleri ile 100 kg. halinde poz verirken,  ““Günde 5 öğün yemek yemeye başladı. Yedikçe de normal kilosunun üzerine çıktı. Kola, bisküvi, çikolata, şeker, dondurma, ballı ekmek en sevdiği yiyecekler.Vermediğimiz zaman kafasını duvarlara vuruyor, kendine zarar veriyor, 3 yaşındaki kardeşini dövüyor.“ diyerek haber konusu yapılanTaha’nın, ne derece mevcut düzene bağımlı hale getirildiğini yorumlarken, siyasi irade olguya farklı ve doğru anlamlar yüklemek zorundadır ve Taha bu duruma gelene kadar ailenin ne kadar sorumlu olduğunu hiç birimiz göremeyeceğiz. Taha ile ilgili; 1 yıl sonra, ’’140 kilogram ağırlığındaki 9 yaşındaki obez çocuk hayatını kaybetti!” başlığı okuduğumuzda bu ölümlerin planlı bir cinayet gibi oluştuğunu bile hiç birimiz tasvir edemeyeceğiz… 

Hiç yemek yemediğini, ancak aşırı miktarda kola tükettiğini söyleyen ailesinin ‘Cehalet’i ve ”Yemek vermediğimiz zamanlar sinirleniyor, kendini yumruklamaya başlıyordu!’’ diye yapılan açıklamada bağımlı hale getirilmiş çocuğun nasıl kriz geçirdiğini bile göremeyecek, dayatılmış algılar ile aile ve çevresinin cehaletinin dışında, toplumsal cehaletin de ama en öncelikle de; siyasi iradenin asıl sorunları göremediği veya görüp de çıkarlar sıralaması gereğince, halkının fiziksel ve manevi katline  susmak zorunda olmayı tercih sayabilmenin bir sonucudur bu CİNAYETLER!

Hangi Cinayetler mi?


İsmi               : Kamil Can KOŞAR  ama artık koşamayacak,  Yaş: 35 Kilo: 143

Ölüm nedeni: Kilo Psikolojisi etkisi – Obezite sonucu ani kalp krizi

Ölüm yeri     : Zayıflama kampı

İşletme sahibine göre: “Ani kalp krizi”

Bize göre: İNTİHAR; Sistemin Planlı Cinayeti!

Tıpkı;

Üniv. Öğrencisi : Dila KURT gibi;  Yaş: 19 Kilo: 98

Ölüm nedeni: Kimseye anlatamadığımız Kilo Psikolojisi etkisi– Obezite sonucu ani kalp krizi

Ölüm yeri        : Zayıflama Kampları

İşletme sahibine göre ölüm nedeni: “Katil gen, ani kalp krizi”

Bize göre: İNTİHAR; Sistemin Planlı Cinayeti!

Tıpkı;

Reco Baba olarak bilinen radyocu Recep Kaya BAYDURCAN gibi; Yaş: 35 Kilo: 180

Ölüm nedeni: Anlatılmaz yaşanır Kilo Psikolojisi– Obezite

Daha ayrıntılı nedeni:: Obezite cerrahisi – Mide kelepçesi

İlgili Dr. açıklamasına göre ölüm sebebi: “Mide kanaması”

Bize göre: İNTİHAR; Sistemin Planlı Cinayeti!

Tıpkı;

Nilay DİNÇER gibi;  Yaş: 23 Kilo: 80

Ölüm nedeni:  Anlatılmaz yaşanır Kilo Psikolojisi –Obezite

Daha ayrıntılı nedeni: “Kullandığı Zayıflama İlacı ve etkileri…”

Bize göre: İNTİHAR; Sistemin Planlı Cinayeti!

Tıpkı;

Üniv. Öğrencisi Ebru ATABEYOĞLU gibi;  Yaş: 24  Kilo: 74

Ölüm nedeni: Anlatılmaz yaşanır Kilo Psikolojisi –Obezite

Daha ayrıntılı nedeni: “Zayıflama İlacı ve etkileri…”

Bize göre: İNTİHAR; Sistemin Planlı Cinayeti!

Tıpkı Kanal 1 Bilgi İşlem Müdürü Ertan GEYİK gibi,  Tıpkı 95 kilo olan 19 yaşındaki Ömer Burak ÇARBOĞA gibi, üstelik sadece Türkiye’de değil!                                                                                                                   Bitkisel Zayıflama hapının öldürdüğü Avustralya’lı genç gibi veya

Singapur’ lu 43 yaşındaki Rani Reja’nın, zayıflama ilacı etkileri ile Karaciğer Yetmezliğinden öldüğü gibi… Amerika’yı, İngiltere’yi saymıyoruz zaten. Oralarda ölenlerin hesabını yapmak artık imkânsız hale geldi…

Ülkemizde Bilişim Dünyasının dahi çocuğu ve müzisyen Bülent TİĞİN olayına ne demeli peki? Yaş: 30 – Kilo: 250. 

Ölüm nedeni belli: Anlatılmaz yaşanır Kilo Psikolojisi – Obezite

Daha ayrıntılı nedeni: “Obezite Cerrahisi – Mide kelepçesi”

Dr. Yorumuna göre “Tüm çabalar hastanın özel şartlarından dolayı işe yaramadı. Biz yardım amaçlı yaptık, uğraştık, elimizden geleni yaptık ama başaramadık.”

Bize göre ise ölüm nedeni açık İNTİHAR…Sistemin Planlı Cinayeti!

Yukarıdakiler gibi daha pek çok örnekte de rastlayacağımız şekilde, iç dünyamızdaki fırtınaları ve yüzümüzdeki maskelerin kalınlığı dolayısı ile kimseye anlatamadığımız kilo psikolojisinin ağır etkilerinden dolayı “ÖLÜMÜNE” her şeyi deneme arayışımız ve çaresizliklerimiz sonucu genç yaşta teker teker ‘ölüp’ gidiyoruz…

Ancak kimse; ailemiz başta olmak üzere, doktorlar ve ilgili uzmanlar da, bu açık İNTİHAR teşebbüslerinin gerçek nedenini asla bilemeyecekler

İstatistiklerde %14 oranında ölüm ile şişmanlığı eş değer gören biz obezler; Yani, her 7 Obezden biri ‘Bu şekilde yaşamak Ölüm ile aynı şey benim için diyor.

Bizler, kilo psikolojisi yaşayan kilolu kişiler, kendimizi o kadar çaresiz hissediyoruz ki, bazen, sonunda ÖLÜM bile olsa, hiç tereddütsüz “küçük bir ışık için”, böyle yaşamaktansa bu riski seve seve göze alabiliyoruz! Oysa sonuç olarak bunlar kendi  yetersizliğimiz  değildir…  Çünkü bizler zatenRUHEN ÖLMÜŞ, bedenen engelli olarak yaşayan ve toplum tarafından anlaşılmayan ve anlaşılmak dahi istenmeyen çaresizler olarak, zihinsel tutsak, bedensel olarak köleleştirilmiş, kendi irademiz dışındayaşayan, bireyleriz…

Bu gerçeği göremeyen kendince uzmanlar ve en yakınlarımız, açık açık sonu İNTİHAR olacak bu yöntemleri hangi psikoloji ile seçtiğimizi asla anlayamayacaklar…

Yukarıda adı geçen genç fidanların, gerçek ölüm sebeplerinin sorumluluğunun nerde olduğunu öğrenmek isterseniz, sırası ile;

1-  Aile, 2-Aile, 3–Aile

4- En yakın çevremiz, eş, dost, akraba, okul ve iş arkadaşlarımızın yaklaşımları, bazen aşağılayıcı, alay edici tutum ve davranışları ve çok daha fazlası…

5- Kendince uzmanların “Bilimsellik” adı altında kendi saçmalıklarını bize dayatmaya çalışma mantığı ve yanlış yönlendirmesi. Bütün içinde kendi paylarına düşen %3’lerini bize %100 gibi sunmalarının sonucu, algılattıkları “bunu da denedim ama başaramadım” duygusunun yıpratıcı etkisi.

6- Amerika’da olduğu gibi; bizi zayıflatmak için değil, bilinçsiz(?) de olsa ŞİŞMANLATMA politikalarının etkisi… Yani mevcut devlet politikaları ve siyasiler bizi şişmanlatıyor

7- Medya’da bilgi kirliliği ve her haberi mucize gibi sunup, sürekli farklı arayışları düşündürmeleri dolayısı ile kendi potansiyelimizi yok etmemiz.

8- Ölümden önceki tüm zayıflama geçmişimiz ve kalbin, metabolizmanın yıpranması,  zayıflaması ve iflas noktasına gelmesi… Defalarca Yo-Yo Sendromu yaşamamız…

9-  Ölüm; yani intiharımızın gerçekleştiği son ZAYIFLAMA uygulaması…

10-Ölüm nedenimiz olan, uygulamayı yapan Merkezler  ve uzmanları…

Yukarıda da açıkça görüleceği gibi; Nasrettin hoca misali, sorunu başka yerde, çözümü başka yerde ararsak, açıkça İNTİHAR olan son uygulama arayışımızın ölümle sonuçlandığını göremeyiz. Ölüm bu işin sadece son halkasıdır.  Üstümüze tabutun çivilenmesidir. Ölü toprağı serilmesidir.

Bu güne kadar geçen süreçte, sevdiklerimizin hiç mi sorumlulukları yok?

Sensei’ lakaplı Tiğin 250 kiloya gelene kadar hiç mi yaşamadı? 30 yaşında 250 kilo olarak mı Dünya’ya geldi?

Dila Kurt; 19 yaşında 98 kilo olarak mı Dünya’ ya geldi, ya Recep Baba, 35 yaşında 180 kilo olarak mı hayata gözlerini açtı?

Bu süreçleri analiz etmeden ve iç dünyamızda kopan fırtınaları, yaşanan gerçek kilo psikolojisini anlamadan, hissetmeden, çaresizlik içinde ölümüne farklı arayışlarımızın açık açık İNTİHAR eylemi olduğunu, yaşatılan toplumsal baskı dolayısı ile o kilolarda yaşamaktansa ölmeyi bir seçenek olarak düşündüğümüzü kimse anlayamayacak… Aslında daha doğru ifade edilmesi gerekirse, intihara sürükleyen planlanmış cinayet mekanizmasının süreç içerisinde almaya başladığı sonuçlardırolagelen ve  yaşanmak zorunda bırakılanlar!

En önemlisi de, pek çoğumuz kilolu obez olmaktansa; KANSER olmayı mevcut durumumuza yeğleriz… Çünkü; İnsan eroin bağımlısı olsa, kanser olsa, sebebi de, sonucu da bellidir.   Ve tüm sevdiklerimiz bizi öyle bir kucaklar ve sevgilerini hiç tereddütsüz öyle güçlü bize hissettirirler ki, bu sevgiden, ilgiden aldığımız güç ile KANSERi de yenebiliriz… Farklı bağımlılıklarımızı da…

Ya Obez olduğumuzda! En yakın çevremiz, sevdiklerimiz, eşimiz, nişanlımız, babamız annemiz, abimiz, bizi hor görmekten, iradesiz, tembel ve obur yakıştırmalarının aşağılayıcı ve onur kırıcı yaklaşımlarından başka, bizlere ne sunabiliyorlar…  İşte bunun için bizler,  obez olmaktansa KANSER OLMAYI birayrıcalık olarak bile görebiliriz…  LÜTFEN SEVDİKLERİNİZİ ÖLDÜRMEYİN !

Siz, sayın Başbakanımız, diyorsunuz ki; “İntiharın Özgürlüğü Olmaz” sigara kullanımını, irade ve özgürlük kapsamında değil, ölümü hızlandırdığı ve hem kendine, bedenine hem çevresine, hem de ekonomiye zararları dolayısı ile bu sigara bağımlılığını “intiharın özgürlüğü olmaz“yaklaşımı ile açıklamaktasınız…En başta da açıkladığımız gibi;

Peki ya biz Obezler!  Özgür irademizle mi kilo alıyoruz Sizce?

Kapı, pencere kıracak kadar delirircesine acıkma ve tüketim isteğinin yoğun baskısı ile, pek çok farklı bağımlılıklarımız varken; özgür irademizi elimizden alan devlet, tüketim ve israf ekonomisi politikaları sonucu, tükettiğimiz gıdaların beyin üzerindeki kimyasal ve biyolojik etkisi ile, ruhsal ve psikolojik olarak besine ve sektöre bağımlı değil miyiz?

O halde nasıl özgür irademizden bahsedilip, ”gırtlağını tut, sporunu yap zayıfla” deme cahilliği gösterebiliyorlar! Sayın Başbakanım ve Sayın Sağlık bakanım, biz obezler olarak; Siz Siyasetçilerin  yaklaşımları ve  sözde kendince uzmanların “Bilim” adı altında tek yönlü saçmalıklarını “bilimsellik” kavramı içinde dayatmalarının ve iç dünyamızda yaşadığımız kilo psikolojisinin milyonda birinden bi haber, toplumsal baskıların sonucu;iradesiz, tembel ve obur kişiler olarak algılansak da; gerçek hiç de böyle değildir.

Bu ölümler ve benzer şekilde kilosu dolayısı ile ölümüne farklı arayışlarıseçenler; açıkça İNTİHAR etmişlerdir. Bunun sorumlusu da, siyasi iradenin ve toplumun ta kendisidir!

Bizlerin yaşadıklarını; ne anlayabileceksiniz, ne de anlamak isteyeceksiniz…

Dolayısı ile hepiniz; ZAYIFLATMA yaklaşımları diye, bizleri ölüme her geçen gün bir adım daha yaklaştıranlara, politikalarınızın öncelikleri gereği kucak açacaksınız…

Lakin 73’ milyonluk Türkiye nüfusunun 55’ milyona yakın acı çekenlerine şimdiye dek olduğu gibi sırt çevirmektesiniz! En acısı, ‘iyi ve doğru şeyler yapıyoruz’ diye iç huzurunuzu yaşarken…

Anlayamayana davul zurna az – anlayana sivrisinek saz…

OMDER/ Obezite ile Mücadele Derneği Kurucu Başkan
Halil KARGULU